Ana içeriğe geç
ABAdli BilişimBilişim Hukuku ve Dijital Deliller Portalı
  • Makaleler
  • İçtihatlar
  • İçtihat Değerlendirmeleri
    • Av. Ramazan Sertan Safsöz
    • Av. Gizem Deren Pınar
    • Av. Betül Safsöz
    • Av. Gizem Aral Safsöz
    • Av. Ragıp Başol
    • Av. Ozan Ferhat Şen
    • Av. Sercan Turgay
    • Av. Öykü Ermiş
    • Ömer Mavzer
  1. Ana Sayfa
  2. İçtihatlar
  3. Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2597 E. 2026/3749 K.

İçtihat

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2597 E. 2026/3749 K.

Karar merciiYargıtay 6. Ceza Dairesi

Yayımlandı
1 Ekim 2026
Güncellendi
1 Ekim 2026
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/2597 E. 2026/3749 K.www.adlibilisim.org
Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas
2026/2597
Karar
2026/3749
Karar tarihi
30 Nisan 2026
Kaynakta belirtilen suç(lar)
Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

Karar metni

6. Ceza Dairesi         2026/2597 E.  ,  2026/3749 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2025/2477 E., 2025/2674 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, temyiz isteminin reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama-Bozma

İlk Derece Mahkemesince nitelikli yağma suçundan verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede;

Sanıklar hakkında verilen hükmün temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 11.09.2025 tarihli ek karar ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan temyiz talebinin reddine karar verildiği, bu ek kararın sanık ... ve müdafiine tebliğ edildiği, sanık ve müdafiinin kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan verilen ek kararı temyiz etmediğinin anlaşılması karşısında; sanık ... hakkında verilen kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu inceleme dışı bırakılmıştır.

1. Sanık ... Hakkında Mağdurlara Yönelik Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin Kurulan Hüküm Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde;
Anayasa Mahkemesinin 27.01.2026 tarih ve 2020/39936 başvuru no'lu dosyasında kabul kararı verdiği ve henüz gerekçesi yazılmasa da; ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına gelinmesi Anayasanın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair karar vermiştir.

5271 sayılı Kanun'un 8. maddesi Bağlantı kavramını tanımlamıştır.
5271 sayılı Kanun'un 8;" (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır" şeklindeki açık düzenlemede dikkate alındığında bağlantılı suçlarda birlikte görülen davada sanık hakkındaki suçlardan bazılarının farklı kademelerde kesinleşirken, aynı suçtan aynı dosyada bağlantı nedeniyle birlikte yargılanan sanıklardan bazıları hakkındaki kararlar İstinaf aşamasında kesinleştirilirken bağlantılı diğer sanığın Temyiz incelemesine gönderilmesi Açıkça Anayasa ve 5271 sayılı Kanun'un amir hükümlerine aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenlerle sanık ...'ün, mağdurlara yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin de temyiz kapsamında kaldığı değerlendirilerek yapılan incelemede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesinde yer verilen;“İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesinde belirtilen suçlar ve aynı Kanun’un 296/1. maddesinin ilgili bölümünde yer alan; “... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş ... ise ... hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 11.09.2025 tarihli ek kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, sanık ... müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 296/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ ile EK KARARIN ONANMASINA,

2. Sanıklar Hakkında Mağdurlara Yönelik Nitelikli Yağma Suçundan Mahkûmiyete İlişkin
Kurulan Hüküm Yönünden Temyiz Talebinin İncelenmesinde;
Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

Ancak;
Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Cebir veya tehdidin bu amaçla ve bu şekilde yapılması, yağma suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.

Öğreti ve yargısal kararlarda benimsendiği üzere; malın taşınabilir olması, mal sahibinin rızasının bulunmaması, malın alınması ve faydalanma kastının varlığı gibi hususlar yönünden hırsızlık suçuna benzeyen yağma suçu, failin malı almak veya zilyedinin malın alınmasına rıza göstermesini sağlamak bakımından cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi nedeniyle hırsızlık suçundan ayrılmaktadır.

Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak amacıyla bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.

Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan itibaren yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır. Ancak bazı durumlarda fail, aslında hırsızlık amacıyla harekete geçmesine karşın daha sonraki bir aşamada cebir veya tehdit kullanmaktadır. Bu durumda eylemin hangi suçu oluşturacağı hususunda tereddüt yaşanmaktadır.

Yağma suçu bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle oluştuğundan, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe hem de kişinin hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak burada kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleştirilmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle "mal aleyhine" işlenen bir suçtur.

Yağma suçunda fail mağdura karşı cebir veya tehdit kullanarak malı bulunduğu yerden almaktadır. Bu nedenle hırsızlık suçunda korunan hukuki yarar, zilyetlik hakları iken, yağmada zilyetlik haklarının yanında, aynı zamanda kişi özgürlüğü de korunmaktadır. Hırsızlık amacıyla malın alınmasından ve mağdurun bu eşya üzerindeki hâkimiyetinin sona ermesinden sonra gerçekleşen cebir veya tehdit, hırsızlık suçunun yanında kasten yaralama veya tehdit suçunu da oluşturacaktır.

Yağma suçu, hırsızlığın zor kullanılmak suretiyle gerçekleştirilme halidir. Cebir veya tehdit, ''yaşam hakkı, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlık ve malvarlığı hakkı'' şeklindeki hukuki değerlere yönelik olmalıdır. Yağma icrai kuvvetle işlenebilen bir suç tipidir. Kullanılan cebir ve tehdidin, kişinin malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamasına elverişli olması gerekir.
Kasıt, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. Kural olarak her suçun zorunlu ögesidir. Yağma suçunda kasıt hem cebir veya tehdit hem de malın alınmasını kapsamalıdır. Failin malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve bunu faydalanmak amacıyla zor kullanarak almayı istemesi manevi unsurdur. (Benzer görüşler için bkz. Artuç age I s. 244 ,Gökçen vd. Age s.118, Özgenç Genel Hükümler age s. 246, Koca/Üzülmez Genel Hükümler age I s. 139, Artuk/Gökcen vd. Genel Hükümler age s.396, Şahbaz age s.145, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.333, Koca/Üzülmez Özel Hükümler age I s.601)

Ceza Genel Kurulu'nun 2015/709 Esas ve 2016/33 Karar sayılı kararında;"... Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların aşamalarda suçlamayı kabul etmediği, sanıkların beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu, şikayetçilerin aşamalardaki çelişkili beyanları olması dikkate alındığında, ifadeler arasındaki çelişkinin giderilerek, şikayetçilerin yağmaya ilişkin beyanlarına neden itibar edildiğinin ayrıntılı olarak tartışılıp sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken; sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, iddianamede her iki şikâyetçiye yönelik eylemden dolayı sanıkların ayrı ayrı cezalandırılması talep edilmediği halde ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Kabule göre de;
A. Dosya kapsamında mağdur ...'a yönelik yağma suçuna konu kol saatine ilişkin bir değer tespitin bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu saatin suç tarihindeki değeri tespit edilerek, suça konu eşyanın değerinin düşük olduğunun anlaşılması halinde, sanıklar hakkında yağma suçundan kurulan hükümde değer azlığı nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150 nci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması gerekip gerekmeyeceğinin karar yerinde tartışılmaması, hukuka aykırı bulunmuştur.

B. Mağdur ...'na ait suça konu motosiklet, cep telefonu ve paraların sanık ... tarafından, soruşturma aşamasında teslim edildiğinin ve kalan zararın da kovuşturma aşamasında karşılandığının anlaşılması karşısında; mağdurdan kısmi iadeye onay verip vermediği sorulup sonucuna göre sanıklar hakkında daha lehe olan aynı yasanın 5237 sayılı Kanun’un 168/4-3 (1. cümlesi) ile uygulama koşullarının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 14.07.2025 tarihli kararına yönelik sanık ... müdafiinin, sanık ... müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,30.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynaklar

  1. Yargıtay kaynak belge ID: 1218515100
  • Hakkımızda
  • Editoryal İlkeler
  • Kaynak ve Doğrulama Politikası
  • Düzeltme ve Güncelleme Politikası
  • Yazar Ol
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

© 2026 Adli Bilişim. Tüm hakları saklıdır. AdliBilişim.org’a ait özgün içerikler; avukatlar, hukukçular, akademisyenler ve hukuk fakültesi öğrencileri tarafından kaynak gösterme zorunluluğu olmaksızın mesleki, akademik ve eğitim amaçlarıyla kullanılabilir. Üçüncü kişilere ait içerik ve materyaller bu izin kapsamında değildir.