İçtihat
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2024/778 E. 2026/1471 K.
- Yayımlandı
- Güncellendi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas
- 2024/778
- Karar
- 2026/1471
- Karar tarihi
- Kaynakta belirtilen suç(lar)
- Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık
Karar metni
11. Ceza Dairesi 2024/778 E. , 2026/1471 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık
HÜKÜMLER: Esastan ret, düzeltilerek esastan ret
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 09.10.2023 tarihli ve 2023/1060 Esas ve 2023/2224 Karar sayılı kararının sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine gereği düşünüldü;
Sanıklar ... ve ... Müdafi tarafından sanıklar hakkında Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği kesin nitelikteki hükümlere yönelik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/A maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından itiraz yoluna başvurulması talebiyle 06.11.2023 tarihli ikinci bir dilekçe verilmesi sonrası Konya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 23.11.2023 tarihli yazısı ile karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle itiraz kanun yoluna gidilmediği anlaşılmakla, sanık ... müdafinin 06.11.2023 tarihli ve sanığın temyiz dilekçeleri ile sınırlı olarak yapılan incelemede;
I. HUKUKİ SÜREÇ
Aksaray 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.02.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-e, son, 43/1, 168/2, 62, 52... . maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 333.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan 5237 sayılı Kanun'un 204/2, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza
Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280/1a maddesi uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçundan düzeltilerek esastan reddine, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafiinin temyiz istemi, sanığın beraati yerine, delillerin takdirinde hataya düşülerek usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulması gerektiğine, vesaireye, ilişkindir.
III. GEREKÇE
A.Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Resmî belgede sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinde düzenlenmiş olup kamu güvenine karşı suçlar arasında yer almaktadır. Suçla korunan hukuki değer, resmî belgelerin doğruluğuna ve güvenilirliğine duyulan toplumsal güven ile kamu idaresinin işleyişine duyulan inançtır. Resmî belgeler, hukuk düzeni içinde hak doğuran, değiştiren veya ortadan kaldıran sonuçlar yaratabildiğinden, bunların gerçeğe uygunluğu kamu düzeninin temel koşullarındandır. Bu bağlamda 5237 sayılı Kanun'un 204/1 ve 204/2. maddesi hükümleri, aynı suç tipinin farklı görünüm biçimlerini düzenlemekte; ancak fail sıfatı, yetki ilişkisi ve hukuka aykırılık yoğunluğu bakımından birbirinden ayrılmaktadır.
5237 sayılı Kanun'un 204/1. maddesi hükmü, resmî belgede sahtecilik suçunun genel şeklini düzenlemektedir. Buna göre, bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ya da sahte resmî belgeyi kullanan kişi cezalandırılır. Bu suç herkes tarafından işlenebilir. Önemli olan, belgenin resmî belge niteliğinde olması ve failin bu belge üzerinde sahtecilik fiilini gerçekleştirmesidir. Bu fıkra kapsamında fail, kural olarak belgenin düzenlenmesi konusunda yetkili değildir. Örneğin, herhangi bir kişinin kamu kurumuna ait bir belgeyi taklit ederek üretmesi ya da mevcut bir resmî belge üzerinde değişiklik yapması 5237 sayılı Kanun'un 204/1. maddesi kapsamında değerlendirilir. Burada belgenin maddi varlığı sahte şekilde oluşturulmakta ya da içeriği hukuka aykırı olarak değiştirilmekte; ancak bu fiil, kamu görevlisinin görev alanı içinde ve yetkisine dayanarak gerçekleştirilen bir işlem niteliği taşımamaktadır.
5237 sayılı Kanun'un 204/2. maddesi hükmü ise, suçun kamu görevlisi tarafından işlenen nitelikli halini düzenlemektedir. Buna göre, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen kamu görevlisi daha ağır ceza ile cezalandırılır. Failin mutlaka kamu görevlisi olması gerektiğinden bu suç özgü suç niteliğindedir. Bununla birlikte, her kamu görevlisinin bu suçu işlemesi mümkün değildir. Failin, söz konusu belgeyi düzenleme konusunda görevli ve yetkili olması gerekir. Yetkisiz bir kamu görevlisinin gerçekleştirdiği sahtecilik eylemi, 204/2. değil 204/1. madde kapsamında değerlendirilir.
5237 sayılı Kanun'un 204/1. maddesi ile 204/2. maddesi arasındaki ayrımın temel ölçütü, failin kamu görevlisi olup olmaması ve belge üzerindeki yetki konumudur. Eğer kişi kamu görevlisi ancak o belgeyi düzenlemeye yetkili değilse 204/1. madde uygulanır. Buna karşılık kişi, kamu görevlisi sıfatıyla ve görev alanı içinde belge düzenlemeye yetkili olduğu halde gerçeğe aykırı belge düzenliyorsa 204/2. madde söz konusu olur. Dolayısıyla, yalnızca failin kamu görevlisi olup olmaması değil, aynı zamanda somut belge bakımından düzenleme yetkisinin bulunup bulunmadığı önem kazanmaktadır. Her kamu görevlisinin her sahtecilik fiili 204/2. maddesi kapsamına girmez. Görev alanı dışında, yetkili olmadığı bir belge üzerinde sahtecilik yapılması hâlinde, kamu görevlisi de 204/1. madde kapsamında sorumlu olur.
Sonuç olarak, 5237 sayılı Kanun 204/1 ve 204/2. maddeleri aynı hukuki değeri korumakla birlikte, suçun süjesi ve hukuka aykırılığın ağırlığı bakımından ayrışmaktadır. 204/1. madde, genel ve herkes tarafından işlenebilen sahtecilik halini düzenlerken, 204/2. madde kamu görevlisinin belge düzenleme yetkisini kötüye kullanmasını cezalandıran nitelikli bir görünüm biçimidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde;
2012- 2019 yılları arasında ...linde bulunan 10 Numaralı Aile Sağlığı Merkezinde doktor olarak görev yapan sanık ...'in, birlikte görev yaptığı temyiz dışı sanıklar Dr. ..., Dr. ... ve Dr. ...’ın kişisel bilgisayarlarını, onlar odalarında olmadığı, mesai saatlerinde, öğle saatlerinde, mesai bitiminde, cumartesi günleri veya doktorlar resmi izinli iken kullanarak Dr. ... adına 1638, Dr. ... adına 88 ve Dr. ... adına 62 adet olmak üzere toplamda 1788 adet e-reçete düzenleyerek adı geçen doktorların bilgisayarlarında takılı e-imza ile imzalamak suretiyle şeklen sahih ancak içerik olarak sahte e-reçete düzenlediği ve bu e-reçetelerin eşi olan temyiz dışı sanık Eczacı ...’in sahibi ve mesul müdürü olduğu ... Eczanesi tarafından Medula sistemine kaydedilerek Sosyal Güvenlik Kurumu'na fatura edilmek suretiyle zincirleme şekilde kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık ve müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
Yapılan araştırmada; e-reçete uygulamasına 15.05.2012 tarihinde ... ilinde pilot olarak 01.06.2012 tarihi itibari ile tüm Türkiye genelinde uygulamaya başlanıldığı, 15.01.2013 tarihinde ise tüm Türkiye genelinde zorunlu hale getirildiği, e-reçete şifresi alınması işleminin Medula Doktor uygulaması üzerinden gerçekleştirildiği, hekimlerin kayıtlı eposta adresine veya GSM numarasına kullanıcı adı ve parolanın gönderildiği, hekimlere kurumsal hekim şifresi verilirken herhangi bir taahhütname imzalatılmadığı, 2012 yılının Aralık ayında elektoronik imzalı e-reçete servisinin hizmete açıldığı, e-reçete uygulamasında hekimlerin e-reçete oluşturabilmesi için bir zaman kısıtlamasının bulunmadığı anlaşılmıştır.
İçerik itibariyle sahte olarak tanzim edilerek Kuruma fatura edilen suç konusu 1788 tane reçetenin tamamı e-reçete numarasına sahip elektronik reçetelerdir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 5. maddesine göre: "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur"
Yapılan incelemeler ve şifre konusuyla ilgili alınan ifadelerin tamamı değerlendirildiğinde; doktorların bilgisayar açılış şifrelerinin olmadığı, program şifrelerinin de birbirlerine duydukları güven ve aşı uygulaması sebebiyle herkesin tahmin edebileceği basitlikte bir şifre olduğu anlaşılmaktadır. Doktorlar alınan ifadelerinde 2016 yılına kadar elektronik imza kullanım zorunluluğunun gelmediğini, 2012-2016 yılları arasında ise; bilgisayarlarında kurulu bulunan Uludağ Bilişim Firmasına ait Aile Hekimliği Bilgi Yönetim Sistemi programı vasıtasıyla reçetelerin düzenlendiğini, bu programın bir açılış şifresinin bulunduğunu, bu şifre bir kez girildikten sonra bilgisayar oturumu kapatılmadığı müddetçe sistemin her reçete düzenlemesinde başkaca şifre sormadığını, elektronik imza kartının ise bilgisayarın arkasında takılı olduğunu beyan etmişlerdir.
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu'nun 5/3.maddesine göre: "Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir."
Bu bilgilere göre e-reçete, Sağlık Bakanlığı bilişim sistemi üzerinden düzenlenir, doktorlara özgü kullanıcı adı ve şifre ile oluşturulur, elektronik kimlik doğrulama içerir ve hukuken resmî belge niteliğindedir. Her hekimin sistemdeki kullanıcı bilgileri şahsidir. Bu bilgiler yalnızca o hekimin mesleki yetkisini temsil eder. Dolayısıyla reçete düzenleme yetkisi ve şifre şahsidir.
Somut olayda, birbirlerine duyulan güvenden ötürü birlikte çalıştığı doktorların şifresini bilen sanık ...'in, diğer doktorlar odalarında bulunmadığı zamanlarda diğer doktorların bilgisayarlarını kullanarak onlar adına e-reçete düzenlediği ve bu e-reçete numaralarını eşinin eczanesine bildirip onların da Medula sistemine girerek Sosyal Güvenlik Kurumuna fatura ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda oluşturulan 1788 tane e-reçete, resmi belgedir, fail kamu görevlisidir, ancak fail kendi adına değil de diğer doktorların bilişim sistemiyle onlar adına e-reçeteler düzenlediğinden failin düzenlediği belgeyi düzenlemeye yetkili olması şartı gerçekleşmemiştir. Sanığın yanızca kendi adına e-reçete düzenleme yetkisi vardır, başka bir doktor adına e-reçete düzenleme yetkisi yoktur. Dolayısıyla düzenlenen e-reçeteler sanığın görev alanına giren resmi belge değildir. Yetkinin kişisel olması nedeniyle, başka bir doktor adına e-reçete düzenlenmesi görev kapsamında kabul edilemez. Sanığın istese kendi adına kendi bilgisayarından bu reçeteleri düzenleme yetkisinin olması sonucu değiştimez, suça konu e-reçetelerde görünen düzenleyen ile fiilen düzenleyen farklıdır. Bu durumda sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 204/1, 43/1. maddelerinde düzenlenen zincirleme resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu halde 5237 sayılı Kanun'un 204/2, 43/1. maddelerine göre cezalandırılmasına dair ilk derece mahkemesinin kararının esastan reddine karar verilmek suretiyle suç vasfında hataya düşülmesi,
Sanığın üzerine atılı sahtecilik suçunu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a. maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilmesine rağmen, aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereğince, ayrıca, cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A.Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde belirtildiği üzere verilen esastan ret kararının 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesine göre kesin olduğu anlaşıldığından sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle, REDDİNE,
B. Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Üye ...'ın kararın onanması gerektiğine, Üye ...'ın suç vasfının 5237 sayılı Kanun'un 244/2-3 olduğuna dair karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun'un 307/4. maddesi gereğince 5237 sayılı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanması durumunun gözetilmesine,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Aksaray 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
10.02.2026 tarihinde karar verildi.
(Karşı Oy) (Karşı Oy)
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızda ki uyuşmazlık; suç tarihlerinde ...li ... Aile Sağlığı Merkezinde kamu görevlisi doktor olarak görev yapan sanığın muayene için sağlık merkezine gelmeyen hastaları aynı merkezde görev yapan diğer doktorların şifrelerini kullanarak Aile Hekimliği Bilgi Sistemi Programına kaydedip, muayene etmediği bu hastalar adına içeriği itibari ile de sahte e-reçete düzenlemesi eyleminin TCK’nın 204/1 maddesi kapsamında "resmi belgede sahtecilik" suçunu mu yoksa 204/2 maddesi kapsamında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
...li ... Aile Sağlığı Merkezinde kamu görevlisi doktor olarak görev yapan sanığın suç tarihlerinde aynı merkezde görev yapan diğer doktorların şifreleri Aile Hekimliği Bilgi Sistemine mesai saatleri dışında girerek muayene için gelmeyen hastaları sisteme kayıt edip muayene etmediği hastalar adına 1788 adet içeriği itibariyle sahte e-reçete düzenleyip, resmi nikahlı eşi olan temyiz dışı sanığa ait eczaneden SGK na fatura edilmesini sağlayarak menfaat temin ettikleri hususunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Sorunun sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için "resmi belgede sahtecilik "," kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" ve "sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme" suçları ile "elektronik belge" ve "içtima" kavramlarına değinmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.
I- Resmi belgede suçu TCK'nın 204/1 maddesinde " Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu ise TCK'nın 204/2 maddesinde "Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde tanımlanmıştır.
5237 sayılı TCK'nun 204/2. maddesinde düzenlenen “Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçunun oluşması için sahte resmi belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin belgeyi düzenlemeye yetkili olması, görevi sırasında ve kanuni yetkisine dayanarak bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi ve düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme, değiştirme ve kullanma seçimlik hareketlerinin yanı sıra dördüncü bir seçimlik hareket olarak "gerçeğe aykırı belge düzenleme" kavramı karşımıza çıkmaktadır.
Burada kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte ve gerçeğe aykırı belge düzenlemektedir. İçerik sahteciliğinde belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir.
İçerik sahteciliği olarak tanımlanan bu sahtecilik türünde belgenin maddi varlığında, düzenleyen kamu görevlisi ve imzada sahtecilik bulunmamakta, fikri içeriğinde gerçeğe ayıkırılık bulunmaktadır.
Maddi sahtecilikte ise belgenin maddi varlığında bir değişiklik yapılmakta (yada tümden sahte olarak üretilmekte) belgeyi düzenleyen görünen kişi dışında başka bir kişi olup belge sahih değildir.
II- Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturup oluşturmayacağı günümüzde tartışılmakta ise de elektronik belge kavramını "elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik veriler" şeklinde tanımlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında "elektronik ortamda düzenlenecek bu belgeler üzerinde yapılacak sahtecilik eylemlerinin de resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir." şeklinde tespitte bulunarak elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini benimsemiştir.
Dairemizin 2019/12 62... /3484 karar sayılı 07.04.2021 tarihli kararında da görevli zabıt katibi tarafından UYAP ortamında gerçeğe aykırı olarak reddiyat makbuzu düzenleme eyleminin TCK'nin 204/2 maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir.
Kanaatimizce de yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, düzenleyeni belli olan, tamamlanmış, sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçunun konusunu oluşturabilecektir. Ceza kanununda "belge" tanımına yer vermeyen ve belge kavramını uygulamaya bırakan kanun koyucunun elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğine dair özel bir düzenleme yapmasına gerek yoktur.
Kaldı ki kanun koyucu 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunun "hizmetin esasları" başlıklı 5/son maddesinde ".... Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. ..." düzenlemesine yer vermiştir.
III- Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu 5237 sayılı TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde tanımlanarak bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir.
Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır.
IV-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay Dairelerinin müstakar kararlarında açıklandığı üzere; TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." biçiminde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Ayrıca 5237 sayılı TCK'nin "İçtima" başlıklı 212. maddesinde "Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur." şeklinde özel bir gerçek içtima düzenlemesi getirilmiş olup resmi veya özel belgede sahtecilik suçu ile birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, zimmet, rüşvet, sisteme veri yerleştirme v.s. başka suçların işlenmesi halinde kişi sahtecilik ve ilgili suçtan ayrı ayrı cezalandırılacaktır.
V-Somut olay; ...li ... Aile Sağlığı Merkezinde kamu görevlisi doktor olarak görev yapan sanığın suç tarihlerinde aynı merkezde görev yapan diğer doktorların şifreleri ile rızaları olmaksızın Aile Hekimliği Bilgi Sistemine mesai saatleri dışında girerek muayene için gelmeyen hastaları sisteme kayıt edip muayene etmediği bu hastalar adına 1788 adet içeriği itibariyle sahte e-reçete düzenleyip, resmi nikahlı eşi olan temyiz dışı sanığa ait eczaneden SGK na fatura edilmesini sağlayarak menfaat temin ettiği tartışmasız bir gerçektir.
Bir diğer tartışmasız gerçek ise sanığın kamu görevlisi olması ve görevi gereği reçete düzenleme yetkisinin bulunmasıdır.
...li ... Aile Sağlığı Merkezinde kamu görevlisi doktor olarak çalışan, hasta muayene etme ve reçete düzenleme yetkisi bulunan sanığın muayeneye gelmeyen hastaları sanki muayeneye gelmiş gibi sisteme kaydedip reçetelerde yazılı hastalıkları varmış gibi ilaç yazarak görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge niteliğindeki e-reçeteleri gerçeğe aykırı, bu reçeteleri aile hekimliği bilgi sisteminde kendisine ait bölüm üzerinden oluşturmak yerine olayın ortaya çıktığında yakalanmamak için aynı merkezde görev yapan diğer doktorlara ait bölüm üzerinden o doktorların rızası olmadan tümden sahte olarak oluşturduğu da dikkate alındığında sanığın sübut bulan eyleminin TCK'nın 204/2 maddesi kapsamında kalan "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçunu oluşturacaktır.
Aile hekimliği bilgi sistemi programına kendi şifresi ile girmek yerine "şifresini bir şekilde ele geçirdiği başka bir doktor adına hukuka aykırı şekilde giriş yaparak muayeneye gelmeyen hastaları ve bilgilerini sisteme kaydetme" eyleminin TCK'nin 212 maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca ayrıca 244/2-3 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu oluşturacağı düşünülebilir ise de iddianamede bu yönde bir dava açılmadığı anlaşılmaktadır.
Burada unutulmaması gereken bir hususta 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hakim felsefe ile suç ve ceza politikası doğrultusunda, suçlar tanımlanarak korunan değerler ve haksızlıkla orantılı bir yaptırım sistemi kurulduğu gerçeğidir.
Kamu görevlisi doktorun görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge niteliğindeki e-reçeteleri aile hekimliği bilgi sistemi programına kendi şifresi ile girip içeriği itibari ile sahte düzenlemesi halinde eylemin TCK'nin 204/2 maddesinde düzenlenen "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçunu oluşturacağını kabul ederken,
Yakalanmamak için daha ağır haksız hareketler sergileyerek bir şekilde ele geçirdiği şifre ile başka bir doktor adına hukuka aykırı şekilde Aile hekimliği bilgi sistemi programına giriş yaparak görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belge niteliğindeki e reçeteleri içeriği itibari ile ve tümden sahte olarak düzenlemesi eyleminin salt başka bir doktorun sayfasından yaptığı ve başka bir doktor adına reçete düzenleme yetkisi olmadığı düşüncesinden hareketle TCK'nin 204/1 maddesinde yer alan " resmi belgede sahtecilik" suçunu oluşturacağını kabul etmek an azından Türk Ceza Kanununa hakim felsefeye, haksızlıkla orantılı yaptırım sistemi ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
...li ... Aile Sağlığı Merkezinde kamu görevlisi doktor olarak çalışan sanık somut olayda, görev yaptığı Aile Sağlığı Merkezine muayeneye gelmeyen hastaları sanki muayeneye gelmiş gibi sisteme kaydedip reçetelerde yazılı hastalıkları varmış gibi ilaç yazarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı, ve yine bu reçeteleri diğer görevli doktorların bilişim sayfasından tümden sahte oluşturmak sureti ile görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu e- reçeteleri sahte düzenlediği dikkate alındığında sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 204/2, 43/1 maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun Bozma kararına katılmıyorum. 10.02.2026
KARŞI OY
Dairemizin, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 09.10.2023 tarih, 2023/1060 Esas, 2023/1060 Karar Sayılı dosyasında, eylemin TCK.’nin 204/1 maddesinde resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum;
Sanığın sübut bulduğu kabul edilen eylemi, Aile Sağlığı Merkezinde doktor olarak görev yapan sanık ...'in, birlikte görev yaptığı temyiz dışı sanıklar..., Dr. ... ve Dr. ...’ın kişisel bilgisayarlarını, onlar odalarında olmadığı, mesai saatlerinde, öğle saatlerinde, mesai bitiminde, cumartesi günleri veya doktorlar resmi izinli iken kullanarak... adına 1638, Dr. ... adına 88 ve Dr. ... adına 62 adet olmak üzere toplamda 1788 adet e-reçete düzenleyerek, adı geçen doktorların bilgisayarlarında takılı e-imza ile imzalamak suretiyle sahte e-reçete düzenlediği ve bu e-reçetelerin eşi olan temyiz dışı sanık Eczacı ...’in sahibi ve mesul müdürü olduğu ... Eczanesi tarafından Medula sistemine kaydedilerek Sosyal Güvenlik Kurumuna fatura edilmek suretiyle zincirleme şekilde kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu işlediği şeklindedir.
Tartışma konusu olan husus, “elektronik verilerin” TCK.’da düzenlenen belgede sahtecilik suçunun konusu olup olamayacağıdır. Başka bir anlatımla, bilişim sitemindeki “elektronik verilerin” TCK.’nin 2 04... maddelerinde belirtilen “belge” mahiyetinde olup olmadığıdır.
Sorunun doğru bir şekilde cevaplandırılabilmesi için iki hususun vuzuha kavuşturulması gerekmektedir;
1- TCK. 2 04... . maddelerinde belirtilen sahtecilik suçlarının maddi konusu olan “belgeden” ne anlaşılması gerekir, kapsamı ve unsurları nelerdir?
2- Bilişim sistemindeki “elektronik veriler”, belge kavramının unsurlarını içerip içermediği ve evrakta sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge” kapsamında kalıp kalmadığıdır?
Türk Ceza Kanununda sahtecilik suçlarının konusu olan “belge”, Kanunda tanımlanmamıştır. Sözlük anlamı itibariyle “Bel” kökünden türetilmiş olan “Belge”, özü itibarıyla Türkçe bir kelime olup, eski Türkçe ’de "Belgü - Belğü" şeklinde kullanılmıştır. Belge, sözlük anlamı itibariyle işaret, alamet, belir, nişan anlamlarını karşılamaktadır. “Bel-“ kökü, “bil-“ fiilinden üretilmiştir. Nitekim “belirti” anlamına karşılık gelmek üzere kullanılan “alam” ve “alâma” kelimeleri “ilm (bilme)” kökünden türetilmiştir. Belge kavramı, bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey, delil olarak veya bir hak iddia etmek için kullanılabilecek yazılı bilgi, bir kimsenin niteliğini, bir şey üzerinde hakkını ya da kendisine verilen hakkı bildiren resmi kâğıt anlamlarını ihtiva eden geniş bir kavramdır. (Kamus-u Türkî, 2017, s. 738, Büyük Larousse Ansiklopedisi, s.1483, NİŞANYAN, 2007, s.7.) Bu anlamda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. Maddesinde; “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” hükmünü ihtiva eden belge kavramı, belgenin kelime anlamı esas aldığı anlaşılmaktadır.
Ceza Hukukunda bir hukuk normunun içindeki bir kelime yorumlanırken, kanun koyucunun, yoruma konu kelimeyi hangi anlamda kullandığı dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Çünkü yoruma konu kelime, ilgili hukuk dalında başka, günlük dilde başka bir anlama gelmesi mümkündür. Bu farklılık, bazen ilgili kanuni düzenlemede o kelimeden ne anlaşılması gerektiğine dair bir hükme yer verilmek suretiyle açıklığa kavuşturulurken; bazen da ilgili kelimenin yer aldığı kanuni düzenlemenin bağlamından anlaşılır. TCK’nin belgede sahtecilik suçlarının konusu için tercih edilen “belge” kavramı bu çerçevede incelendiğinde; 5237 sayılı TCK’da “varaka” veya “evrak” yerine “belge” kavramının kullanılmış olduğu görülmektedir. Başka bir deyimle, Kanun koyucunun madde metinlerinde “varaka” veya “evrak” yerine “anlaşılır bir Türkçe” kullanmayı tercih etmesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Bunun kanıtı da; TCK m. 204 gerekçesinde; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kâğıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kâğıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır” ifadelerine yer verilerek, 5237 Sayılı TCK.’da belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belgenin”, 765 Sayılı TCK.’daki “varaka” teriminin karşılığı olarak kullandığı hususu açıkça vurgulanmıştır. Bu husus hem öğreti hem de 5237 sayılı TCK. tasarısına ilişkin komisyon raporunda teyit edilmiştir.
Bu bilgiler çerçevesinde, belgede sahtecilik suçları bağlamında belge kavramı, ceza hukukundaki yorum teknikleri de dikkate alındığında, belge, sözlükteki “bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey” olarak değil; cismani varlığı haiz yazılı kâğıt anlamındaki “varaka” veya yazılı kâğıt topluluğu anlamına gelen “evrak” olarak anlaşılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla, “yazılılık” özelliğinden yoksun fotoğraf, resim, film, video veya ses kaydı gibi “belgeler”, belgede sahtecilik suçlarının konusu dışında kalırlar. Bu sayılan nesnelerin belgede sahtecilik suçunda maddi konusu olan “belgeden” sayılmadığı hususu, hem öğreti hem de yargısal kararlarda müteaddit kereler vurgulanmıştır.
Ord. Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER başkanlığındaki Komisyon tarafından hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından 14.04.2003 tarihinde kabul edilerek Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 12.05.2003 tarih ve B.02.0.KKG.0.10/101-540/2902 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen, Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin gerekçe kısmında; “Maddede, “belge”, “varaka”; “belgeler” ise “evrak” karşılığı olarak kullanılmıştır” ifadesine yer verilmek suretiyle belgeden ne anlaşılması gerektiği hususu orada da açıklanmıştır.
TCK’nın belgede sahtecilik suçlarını düzenleyen hükümler incelendiğinde, suçun konusu olarak sadece “belge” kavramına yer verildiğini görmekteyiz. 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarını düzenleyen hükümlerine bakıldığında ise, suçun konusu bakımından kavram yeknesaklığının bulunmadığı; “varaka”, “evrak”, “vesika”, “senet” ve “belge” kavramlarına yer verildiğini görülmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “evrakta sahtekârlık” suçları ile TCK’da düzenlenen belgede sahtecilik suçları arasında “konu unsuru” bakımından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Nitekim TCK’nın resmi belge hükmünde belgeler başlıklı 210. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin 765 sayılı TCK’daki karşılığı olan 354. madde hükmünün ilk hâlinde, evrakta sahtekârlık suçlarının özel olarak düzenlendiği bazı düzenlemelerde “varaka” kavramı yerine “vesika” ifadesi kullanılmıştır. 26.08.1999 tarihli ve 4449 sayılı Kanun değişikliğiyle, 354. madde hükmünün kapsamı genişletilmiş ve birtakım Türkçeleştirme değişikliklerinde bulunulmuştur. Bu çerçevede, “vesika” yerine “belge” kavramı kullanılmıştır.
Bu değişiklikten de anlaşılmaktadır ki, “belge” kavramı, 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarının konusu için kullanılan kavramların Türkçe karşılığından ibaret olup, anlam ve kapsam bakımından bu kavramların karşılığıdır.
Belge terimi, 765 Sayılı TCK. ’da belgede sahtecilik suçlarında belirtilen “evrak” kelimesinin karşılığı olarak kullanıldığında göre, evrak kavramının ne anlama geldiğini tespit etmek gerekmektedir; evrak kelimesi, Arapça “yapraklar, kâğıtlar, arşiv; kitap sayfaları, yazılmış kâğıtlar, mektup veya tezkereler” anlamına gelmektedir. Evrak; “varak” ve “varaka” kavramlarının çoğul halidir. Görüldüğü üzere, “evrak” çoğul bir kelime olup, özü itibarıyla yazılı-yazısız birden fazla kâğıt veya yapraklar anlamına gelmektedir. Ancak daha ziyade “varaka” kavramının çoğulu şeklinde ele alınmış ve üzerinde yazı bulunan kâğıt toplulukları bağlamında kullanılmıştır. Bu anlamda “evrak”, anlam bakımından yazı ve toplu kâğıt unsurlarından oluşan bir kelimedir. (TAŞDEMİR, Kubilay, Belgede Sahtecilik Suçları, 2.B.,(2019) s.5 vd., PANCAROĞLU, Başar, Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s. 30)
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan ve Türk Ceza Kanununda belirtilen “belge”, sözlük anlamından ve özel hukukta ispat vasıtası olarak tarif edilen belge kavramından farklı olarak aşağıdaki unsurları taşıması gerekmektedir;
Belge,
• Yazılı olmalı,
• Hukuki değer taşıyan bir içerik ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmalı,
• Düzenleyenin belli ya da belirlenebilir olmalı,
• Taşınabilir (cismani) bir şey olmalıdır. ( çünkü varaka, evrak menkul mahiyetindedir.)
Yukardaki unsurları kısmen ya da tamamen taşımayan belgeler, ispat vasıtası olarak belge sayılsalar dahi, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgeden sayılmazlar. Bu nedenle, bir belgenin evrakta sahteciliğin maddi konusu olan belge mahiyetinde olduğunu kabul edebilmek için yukarıdaki unsurlarının tamamını taşıması gerekmektedir. Dairemiz uygulamasında da, bu güne kadar, bir belgenin belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olup olmadığı bu unsurlar çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Belge kavramından sonra açıklanması gereken ikinci husus, tartışma konusu olan “bilişim sistemindeki elektronik verilerin” sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge mahiyetinde olup olmadığını belirleyebilmek için, yine belgenin yukarıda belirtilen unsurlarının tamamın taşıyıp taşımadığını incelemek gerekmektedir.
Bilişim sistemlerindeki elektronik verilerin belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturup oluşturamayacağının tespiti için, bilişim sistemleri ile bu sistemlerde işlem gören elektronik verilerin teknik olarak ne anlama geldiğinin belirlenmesidir.
Bilişim sistemi, anlamlı veya anlamsız herhangi bir bilgi veya olgunun, “veri” adıyla elektronik ortama alınmasını, bu ortamda saklanmasını, değiştirilebilmesini, kişiler tarafından algılanabilmesini ve başka bir bilişim sistemine nakledilebilmesini mümkün kılan elektromanyetik sistem olarak tarif edilebilir. Bu anlamda, günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgisayarlar “bilişim sistemi” kapsamındadır. Ancak bilişim sistemi bilgisayarlardan ibaret olmayıp, ondan daha üst bir kavramdır. Bilişim sistemi tabirindeki “sistem” ile anlatılmak istenilen, sadece bilgisayarlar olmayıp, verilerin depolanmasını, işlenmesini, kullanılmasını ve nakledilmesini sağlayan her çeşit cihaz bu kapsamda yer almaktadır.
Bilişim sistemindeki elektronik veriler ise, içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birimlerdir.
Bilişim sistemlerini insan beynine benzetmek gerekirse, insan hafızasına giren, saklanan ve yitirilen her türlü bilgi “veri” kavramıyla özdeşleştirilebilir. Bu anlamda, bilgisayar sistemlerindeki elektronik veriler, hücreler arası etkileşim suretiyle insan beyninde işlem gören “soyut” bilgilere benzemektedir. Bilişim sistemlerinin sadece bilgisayar sistemlerinden oluşmadığı dikkate alındığında; veriler, her türlü bilgi ve olgunun bilişim sistemleri içerisinde aktarma, saklama ve iletme işlemlerinin yapılabilmesine yönelik üretilen, sadece bilişim sistemlerinde yüklü bulunan yazılımların okuyabildiği ve belli bir mantık silsilesi hilinde sayısal karakterlerle temsil edilen “soyut” değerler olarak tanımlanabilir. Bilişim sistemi içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birim olarak tarif edilen veriler, belgenin “yazılı irade beyanını içeren bir nesnenin varlığı” unsurunu sağlayamamaktadır. Zira bu unsurun sağlanması açısından yazılı irade beyanının cismani (nesnel, fiziki, somut) varlığı bulunan bir nesne üzerinde tecessüm etmesi gerekir. Elektronik ortamdaki verilerin ekranda görülebilmesi, gözle görülebilmesi ve hissedilebilmesi anlamına gelse de bir cisimleştirmeden bahsedilemez (PANCAROĞLU, Başar, Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s.127 vd.).
Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin kim tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenebilmesi ve bu sayede bu işlemlerin hukuken güvence altına alınmasını temin etmek üzere 15.01.2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK) ihdas edilmiştir. Güvenli elektronik imzanın tek bir hukuki sonucu vardır, o da el yazılı imzanın hukuken muadili sayılmasıdır (EİK m. 5). Böylelikle, kamu ve özel alanda bilişim sistemleri aracılığıyla gerçekleşecek hukuki işlemlerin aidiyet sorunu çözüme kavuşturularak güvence fonksiyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Güvenli elektronik imzanın ihdasıyla birlikte, başta UYAP olmak üzere, birçok kamusal nitelikteki bilişim sistemlerinde gerçekleşecek hukuki işlemlerin elektronik ortamda başlatılıp, sona erdirilmesi mümkün kılınmıştır. 6098 s. TBK m. 14/2; 6100 s. HMK m. 205/2; 6102 s. TTK m. 94/2, 1256/3, 5018 s. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu m. 6/4; 5941 s. Çek Kanunu m. 5/8 gibi birçok hukuki işlemin elektronik ortamda hukuki sonuç doğuracak şekilde yapılabilmesini mümkün kılan pozitif düzenlemeler ihdas edilmiştir.
Elektronik ortamda gerçekleşen irade beyanı, aidiyetini sağlamaya yönelik gerçekleştirilen elektronik beyanın, bizzat elektronik veriler aracılığıyla oluşturulduğu için, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurundan yoksundur. Zira hangi ortamda ortaya konulursa konulsun, bir ifade veya işaretin “beyan iradesi” özelliğine sahip olabilmesi için, ifade veya işaret ile kişi arasında doğrudan bir ilişkinin kurulması gerekir. Doğrudan ilişkiden maksat ise, ifade veya işaretin, kişiden sâdır olması ve bunun nesnel olarak doğrulanabilmesidir. Elektronik ortamdaki veriler aracılığıyla oluşturulan ve çeşitli harf, rakam ve sair sembollerle tezahür eden alametler ile belli bir kişi arasında doğrudan ilişki kurulamamaktadır.
Her ne kadar elektronik imzayla, bilişim sistemindeki irade beyanını oluşturan veri ve kişi arasında aidiyet ilişkisi kuruluyor ise de, elektronik imza ile imzalanan bu veriler, bir bilişim sistemi (bilgisayar, veri okuyucu gibi) olmadan da doğrudan ulaşmak mümkün olmadığı gibi, elektronik ortamdan fiziki ortama aktarıldığı zaman da kişi ile imza arasındaki aidiyet ilişkisi kopmaktadır. Başka bir deyimle, elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin fiziki çıktısı alınarak yazılı belgeye dönüştürülmesi halinde, bu sefer de niteliği gereği ancak bir veri taşıyıcısı üzerinde bulunan yazılım aracılığı ile doğrulanabilen bir imzanın kâğıt üzerinde görünebilmesi mümkün olmamaktadır. Yani elektronik imza ile oluşturulan verideki kişi ile veri arasındaki doğrulanabilir aidiyet ilişkisi kopmaktadır.(Güngör, Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, (2010). s.48).
Bilişim sistemi ve elektronik verilere ilişkin yapılan bu izahat özetlenecek olursa; bilişim sistemindeki veriler, sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin hukuki bir değer içermesi, yazılı olması gibi bir kısım unsurlarını taşısa dahi, belgenin tüm unsurlarını kapsamadığı görülmektedir. Bu eksikler, “elektronik veriler”; a- belgenin yazılı irade beyanını içeren, mücessem, fiziki, menkul bir nesnenin varlığı unsuru ile b- elektronik imza ile imzalananlar hariç, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurunu karşılayamadığı görülmektedir.
Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, elektronik imza ile imzalanmış olsalar dahi, bilişim sisteminde oluşturulan veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsularını taşımadığından, bu tür veriler üzerindeki geniş anlamda hukuka aykırı müdahale ve işlemler belgede sahtecilik suçunu oluşturmamaktadır.
Karşılaştırmalı Ceza Hukuku açısından konuya bakıldığında, yukarıda açılanan gerekçelerden dolayı, gerek mehaz Alman Ceza Kanununda gerekse İtalya Ceza Kanununda elektronik veriler üzerinde yapılan sahtecilik eylemeleri için ayrı yasal düzenlemeler yapıldığı görülmüştür.
Alman Ceza Kanunu’nda resmi ve özel belgede sahtecilik suçları, TCK.’dan farklı olarak tek bir maddede § 267 maddesinde, teknik kayıtlarda sahtecilik § 268 maddesinde, elektronik verilerde sahtecilik ise § 269 maddesinde düzenlenmiştir. Almanya’da bilgisayar suçluluğuyla mücadele amacıyla ilk kez 1986 yılında, ispat için önemli nitelikteki elektronik veriler üzerinde gerçekleştirilen sahtecilik eylemleri, Alman Ceza Kanunu § 269 da bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Alman Ceza Kanunu’na getirilen bu hükümle, klasik belgede sahtecilik (§ 267) kapsamında cezalandırılması mümkün olmayan bilişim alanındaki veriler üzerindeki bir kısım fiillerin cezalandırılabilme olanağı sağlanmıştır. Bir bilişim sistemine kaydedilen veri, henüz belirli bir nesne üzerinde tecessüm etmediğinden, bu haliyle “belge” olarak nitelendirilmemektedir. Bu nedenle, bilişim sistemindeki veriler üzerinde işlenecek sahtecilik fiilleri, Alman Ceza Kanunu’nda belgede sahteciliğin düzenlendiği § 267 hükmü kapsamında değil § 269 hükmüne göre cezalandırılmaktadır. (GÖKCEN, Ahmet, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 19-20)
İtalyan Ceza Kanununda da, bilişim alanındaki veriler üzerinde yapılan sahtecilikler için ayrı bir yasal düzenleme yapıldığı görülmüştür. 23 Aralık 1993 tarih ve 547 Sayılı Kanunla İtalya Ceza Kanununa eklenen 491-bis maddesi ile belgede sahteciliği düzenleyen hükümlerin elektronik belgeler bakımından da geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. (Güngör, Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu. (2010). s.51)
Öğretide ileri sürülen görüşlere bakıldığında, az sayıda farklı görüşler bulunmakla birlikte, kabul gören yaygın görüş, ister güvenli elektronik imzalı olsun ister olmasın, elektronik verilerin nesnel, fiziki bir varlığı bulunmaması nedeniyle, bu veriler belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturamazlar. Belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümlerin, elektronik ortamda oluşturulmuş verilerle ilgili olarak uygulanması mümkün olmayıp, aksi uygulama kıyas yasağını ihlali mahiyetinde olacaktır. (ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2020, 16. Baskı, s. 138; KOCA, Mahmut/ÜZÜLMEZ, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2020, 7. Baskı, s. 764; ARTUK, M. Emin/ GÖKCEN, Ahmet.,ALŞAHİN, M. Emin., ÇAKIR, Kerim, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 409; PANCAROĞLU, Başar, Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2019; GÜNGÖR, Devrim, Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, 2010, s. 50., DOĞAN, Koray, Ceza Hukukunda Belge Kavramı, Ceza Hukuku Dergisi, 2010, s. 53. GÖKCAN, H. Tahsin, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Ankara Barosu Dergisi, 67(3), 93-126, 2009, s. 97. GÖKCAN; aynı gerekçeyle elektronik ortamdaki verilerin belge sayılamayacağını, ancak veriler üzerinde gerçekleştirilecek sahtecilik fiillerinin suç teşkil etmesi gerektiğini ve bu gerekliliğin TCK m. 244’te düzenlenen “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçu ile karşılandığını belirtmiştir. Elektronik verilere duyulan güvenin (fiziki) belgelerde olduğu gibi hukuken korunması gerektiği düşünülerek, verilerin de ceza hukuku anlamında belge sayılması gerektiğini düşünen yazarlar için bkz: ARSLAN, Çetin/BAŞTÜRK, İhsan, Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(2), 195-219, 2013, s. 206; GÖKCEN, Ahmet, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 52. Bununla birlikte, GÖKCEN; bu durumlarda TCK m. 243 vd. düzenlenen “Bilişim Alanında Suçlar” kapsamındaki suçların uygulanabileceğini de belirtmiştir.)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 38/A maddesi ile bir kısım özel yasalarda, elektronik verilerin belge sayılacağına ilişkin hükümlerin sadece ispat hukuku açısından önem arz etmektedir. Yoksa bu tür elektronik verilerin belgede sahtecilik suçunun konusu olan belge mahiyetinde olduğu anlamına gelmediği kanaatindeyiz. Nitekim 6100 Sayılı HMK.’nun 199. Maddesinde; “…vakıaları ispata elverişli…., çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” denilmesine rağmen, gerek Dairemiz içtihatlarında gerekse öğretide; bu tür kayıtlar Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan belgede sahtecilik suçları yönünden hiç birisinin belge olmadığı tartışmasızdır. Bu husus da göstermektedir ki, bir kısım özel yasalarda, ispat hukuku açısından, bazı nesnelerin ya da elektronik verilerin belge kabul edilmesi, aynı nesne ya da verinin, ceza hukukunda belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belge olarak da kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bilişim alanındaki elektronik veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsurlarını taşımadığından, bu verileri, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge olarak kabul etmek ve belgede sahtecilik suçu kapsamında değerlendirmek ceza hukukunun temel prensiplerinden olan kıyas yasağına aykırılık teşkil edeceği kanaatindeyiz.
TCK m. 2/3 maddesinde; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” hükmü dikkate alındığında, suçta ve cezada kanunilik prensibi gereği, ceza hukukunda “kıyas yasağı” temel bir ilke olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu bununla yetinmeyerek, ayrıca kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yapmayı da yasaklamıştır.
Kıyas, Ceza Kanununda yer alan bir suç tanımını, bu tanımın unsurlarından bir veya birkaçını taşımayan ancak söz konusu suçun amacıyla benzerlik taşıyan bir olaya uygulanmasıdır. Kıyastan farklı olarak, genişletici yorum, kanunda kullanılan kelimelerin anlama göre dar kalması durumunda bu kelimeyi genişleterek kanun koyucunun gerçek iradesini ortaya çıkarma faaliyetidir. Kanun hükümlerinin soyut ve genel biçimde düzenlenmesinin sonucu olarak, hükümde yer alan kelimeler, kanun koyucunun gerçek iradesine lafız ya da içerik bakımından uymuyor olabilir. Bu gibi hollerde, kanun koyucunun gerçek iradesine uygun bir yorum benimsenerek kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlam ve kapsamları belirlenebilir. Ancak TCK.’nin 2/3 maddesinde, genişletici yorum yapılırken, kıyasın sonuçlarını doğuracak şekilde genişletici yorum faaliyetlerinden kaçınılmasının zorunlu olduğunu özellikle belirtmiştir. Yorum yapılırken özellikle, suç tanımında yer alan unsurların dışına çıkılmaması gerekir. Zira suç tanımlarında yer alan kelimeler aslında suçun maddi unsurlarını tespit etmeye yarayan araçlardır. Kelimelerin gerçek anlamı, suçla korunan hukuki değer göz önünde bulundurulmak suretiyle ve fakat suçun unsurlarının özellikleri dikkate alınarak ortaya konulması gerekir. Kanun koyucunun kastetmediği bir olgunun suç tanımında yer alan bir unsur kapsamına dahil edilmesi genişletici yorumun değil, kıyasın yapıldığını gösterir.
Bu açıklamalar ışığında anlaşılmaktadır ki; bilişim sistemindeki veriler üzerinde geniş anlamda hukuka aykırı müdahaleler belgede sahtecilik suçlarını oluşturmaz. Her ne kadar, bilişim sistemindeki verilere hukuka aykırı bir kısım müdahaleler TCK.’nınn 2 43... . maddelerinde düzenlenmiş ise de, bu düzenlemelerin de yetersiz olduğu ve tüm ihtimalleri tüketecek şekilde düzenlenmediği gerekçesiyle eleştirilere konu olduğu görülmüştür.
Dava konusu olayda, Aile Sağlığı Merkezinde doktor olarak görev yapan sanık ...'in, birlikte görev yaptığı temyiz dışı sanıklar..., Dr. ... ve Dr. ...’ın kişisel bilgisayarlarını ve şifrelerini, onlar odalarında olmadığı, mesai saatlerinde, öğle saatlerinde, mesai bitiminde, cumartesi günleri veya doktorlar resmi izinli iken onların izni olmadan bilgisayarlarında takılı e-imza ile imzalamak suretiyle sahte e-reçete düzenlediği şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminin, elektronik verilerin TCK.'nin "belgede sahtecilik suçlarının" konusu olan "belge" olmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, adı geçen doktorların rıza ve bilgileri dışında bilgisayarlarına kurulu Sağlık Bakanlığı Medula sistemine gerçek olmayan veriler girmek suretiyle sahte e-reçete oluşturma şeklindeki eylemin TCK.’nin 244/2-3 maddesinde belirtilen “Kamu Kurumuna Ait Sisteme Veri Yerleştirme” suçunu oluşturacağı kanaatindeyiz.
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı, sanığın eylemin TCK.’nin 244/2-3 maddesinde belirtilen “Kamu Kurumuna Ait Sisteme Veri Yerleştirme” suçunu oluşturacağı düşüncesi ile sayın çoğunluğun, eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönündeki görüşüne katılmıyorum. 10.02.2026
...
Kaynaklar
- Yargıtay kaynak belge ID: 1222708800