İçtihat
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2013/23924 E. 2013/20048 K.
- Yayımlandı
- Güncellendi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas
- 2013/23924
- Karar
- 2013/20048
- Karar tarihi
- Kaynakta belirtilen suç(lar)
- Özel belgede sahtecilik
Karar metni
11. Ceza Dairesi 2013/23924 E. , 2013/20048 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : 1- ... adına düzenlenen 2004 tarihli belge nedeniyle; TCK'nun 207/1, 43, 62, 51. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hc, Erteleme
Katılanlar ... ve ...’ın temyiz aşamasında verdikleri ortak imzalarını içeren 11.07.2013 havale tarihli dilekçe ile şikayetten vazgeçmeleri karşısında, 5271 sayılı CMK'nun 243. maddesi gereğince şikayetten vazgeçme halinde katılma kararının hükümsüz kalacağı ve kararı temyiz etme hak ve yetkisinin sona ereceği cihetle; katılanlar ..., ..., ...,... ... vekili ile sanık müdafiinin temyizine hasren yapılan incelemede;
Yüklenen özel belgede sahtecilik suçunun, belgenin kullanılması ile oluşacağı ve suç tarihinin belgenin kullanıldığı tarih olduğu cihetle, tebliğnamedeki, suça konu müstahsil makbuzlarının bir kısmının düzenleme tarihi esas alınarak kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerektiğine ilişen düşünceye iştirak olunmamıştır.
I- Özel belgede sahtecilik suçunun oluşumu için sahte özel belgenin düzenlenmesi ya da gerçek bir özel belgenin değiştirilmesinin yanısıra, suçun tamamlanması veya oluşması için zorunlu kurucu unsur olarak da sahte özel belgenin hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanılması gerekmektedir. Kendisi tarafından bizzat düzenlenmemiş olsa dahi başkası tarafından sahte olarak düzenlendiğini bilen bir kişinin bu belgeyi bilerek kullanması da özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda, şikayetçiler ... ve ... ile katılanlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın 2004,2005 ve 2006 yıllarında sanığın yetkilisi bulunduğu davalı şirkete sattıkları ürün bedellerinin ödenmediğini ileri sürerek 2008 yılında Kozan 1 ve 2. Asliye Hukuk Mahkemelerine ayrı ayrı açtıkları alacak davalarında, davalı şirket yetkilisi sanığın ürün bedelini peşin olarak ödediğini savunarak müstahsil makbuzlarındaki imzalarının şikayetçi ve katılanlara ait olmadığı belirlenen, ... adına düzenlenen 2004 yılına ait 14 adet, 2005 yılına ait 23 adet , 2006 yılına ait 6 adet; ... adına düzenlenen 2004 yılına ait 6 adet, 2005 yılına ait 5 adet ve 2006 yılına ait 3 adet; ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 2 adet; ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 3 adet; ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 3 adet; ...adına düzenlenen 2005 yılına ait 2 adet; ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 2 adet ve 2006 yılına ait 2 adet; ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 3 adet ve 2006 yılına ait 4 adet özel belge niteliğindeki müstahsil makbuzlarını mahkemelere delil olarak ibraz ettiğinin, Kozan Ticaret Borsasına da sunularak kayıt altına alındığı ve stopaj vergisi tevkifinde kullanıldığının iddia olunması, soruşturma aşamasında temin edilen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinin 09.02.2012 raporunda, ... adına düzenlenen 2004 ve 2005 yıllarına ait 21 adet, ... adına düzenlenen 2004 ve 2005 yıllarına ait 11 adet, ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 2 adet, ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 3 adet, ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 3 adet, ... adına düzenlenen 2005 yılına ait 2 adet müstahsil makbuzlarının karbon nüshalarındaki adlarına atfen atılı imzaların adı geçen şahısların eli ürünü olmadığının belirlenmesine rağmen 2006 takvim yılında düzenlenen incelemeye konu olmuş müstahsil makbuzu bulunmadığı, inceleme konusu olarak gönderilen müstahsil makbuzları karbon nüshalarında şikayetçiler ... ve ...’a atfen atılmış herhangi bir imza bulunmadığının belirlenmesi karşısında, özel belgede sahtecilik suçunun belgenin kullanılması ile oluşacağı ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 235. maddesine göre "düzenlenen müstahsil makbuzlarının malın tüccar veya çiftçi adına bir adamı veya mutavassıt tarafından alındığı takdirde makbuz bunlar tarafından tanzim ve imza olunur" hükmü uyarınca bu doğrultuda savunmada araştırılarak, sahteliği iddia olunan müstahsil makbuzlarının tamamına ilişkin imza incelemesi yapılarak sahtecilik yapıldığı iddia edilen belgeler kesin olarak belirlendikten sonra suç tarihinin, kullanma unsurunun ve teselsülün gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından, sanık tarafından Kozan Asliye Hukuk Mahkemelerine ve mahkemeler dışında hangi kurumlara, hangi tarihlerde ibraz edildiği araştırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini yerine belgelerin düzenleme tarihleri suç tarihi kabul edilmek suretiyle eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
II- Kabule göre de;
1- 213 sayılı Vergi Usul Yasası'nın 235. maddesine göre, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburtiyetinde olan çiftçiler gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden satın aldıkları malların bedelini ödedikleri sırada iki nüsha makbuz tanzim etmeye ve bunlardan birini imzalayarak satıcı çiftçiye vermeye ve diğerini ona imzalatarak almaya mecburdurlar.
Somut olayda müstahsillerin adlarına atfen sahte imzalar atılarak düzenlendiği iddia edilen müstahsil makbuzlarının 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre stopaj vergisinin tevkifinde kullanıldığının ileri sürülmesi karşısında, eylemin sübutu halinde, her bir takvim yılında işlenen, kendi içinde teselsül eden ayrı ve bağımsız sahte fatura düzenlemek suçunu oluşturacağı ve 213 sayılı Kanunun 367. maddesine göre dava şartı olan mütalaanın temini cihetine gidilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346-25, 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanabilmesi için diğer şartların yanında, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi de gerekmektedir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hakimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptamaya çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının saptanarak kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır. Sanığın özel evrakta sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunması karşısında, sanığın eylemi sonucu şikayetçiler ve katılanların ne gibi somut zararının oluştuğu araştırılıp gerekçeye yansıtılmadan, suç tarihi itibariyle engel sabıkası bulunmayan, takdiri indirim nedeni ve ertelemeye ilişkin hükümler uygulanırken hal ve davranışlarıyla bir daha suç işlemekten çekineceğine dair olumlu kanaate varılan sanık hakkında zararın giderilmemesi gerekçe gösterilerek 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynaklar
- Yargıtay kaynak belge ID: 1076003700