Makale

Hukuka Aykırı Elde Edilen Dijital Delillerin Ceza Muhakemesindeki Akıbeti

YazarAv. Ramazan Sertan SafsözAvukat

Yayımlandı
Güncellendi
Hukuka Aykırı Elde Edilen Dijital Delillerin Ceza Muhakemesindeki Akıbetiwww.adlibilisim.org

Dijital bir kaydın gerçeği göstermesi, hukuka aykırı elde edilmesini meşru hale getirmez. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması, temel hak güvenceleri ve kanuni usuller içinde yürütülür. Bilgisayar, telefon, bulut hesabı veya haberleşme kaydına erişimin hukuki dayanağı bu nedenle delilin içeriğinden bağımsız olarak incelenmelidir. Teknik bütünlük ile hukuki kullanılabilirlik ayrı sorulardır. Güvenilir bulunan veri, edinimindeki hukuka aykırılık nedeniyle hükme esas alınamayabilir.

Anayasa'nın 38. maddesi, kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak değerlendirilemeyeceğini düzenler. CMK 206/2-a hukuka aykırı elde edilen delilin reddini, CMK 217/2 ise suçun hukuka uygun elde edilmiş delillerle ispatını öngörür. Bu hükümler dijital kayıtlara da uygulanır. Verinin teknolojik niteliği, ispat gücünün yüksek görünmesi veya kolayca kopyalanabilmesi, edinim kurallarını etkisiz hale getirmez.

Önce edinim işlemi doğru tanımlanmalıdır

Hukuka uygunluk incelemesi, hangi işlemin yapıldığını belirlemekle başlar. Cihazın fiziksel olarak alınması, içeriğinin aranması, saklanmış verinin kopyalanması ve devam eden iletişimin izlenmesi farklı müdahalelerdir. Bir işlem için verilen yetki, diğerlerinin bütün koşullarını kendiliğinden karşılamaz. Tutanak ve kararlar gerçek yöntemle birlikte değerlendirilmelidir. İşleme verilen isim, kullanılan yetkinin kapsamını tek başına belirlemez.

Örneğin telefonun muhafaza altına alınmasıyla içindeki tüm uygulamaların açılarak incelenmesi aynı aşama değildir. Bulut oturumunun kullanılması da yerel kopyanın okunmasından farklı olabilir. Hukuki dayanak, erişilen verinin niteliği ve müdahalenin kapsamına göre araştırılır. Genel arama ifadesinden bütün dijital sistemlere sınırsız erişim sonucu çıkarılmamalıdır. İncelemenin hangi cihaz, hesap ve dönemle sınırlı olduğu açıklanmalıdır.

Edinim sırasında başka kişilerin verilerinin görülmesi de kapsam sorununu büyütebilir. Soruşturmayla ilgili belge ararken ilgisiz özel yazışmaların sistematik olarak taranması, ayrı değerlendirme gerektirir. Teknik erişim kolaylığı, hukuki gerekliliğin yerine geçmez. Amaç, sınır ve kullanılan yöntem somutlaştırılmalıdır. Hukuka aykırılık iddiası yalnız kararın bulunup bulunmadığına indirgenmemeli; kararın nasıl yerine getirildiği de incelenmelidir.

CMK 134 bakımından özel koşullar

CMK 134 kapsamındaki bilgisayar incelemelerinde somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka surette delil elde edememe koşulları değerlendirilir. Hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan halde savcı kararıyla yürütülen işlemler, maddede öngörülen güvencelere tabidir. Savcı kararının yargısal onaya sunulması ve karar verilmesi için belirtilen süreler önem taşır. Aciliyet, soyut bir ifade olarak değil somut koşullarla açıklanmalıdır.

Maddedeki savcı kararının yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulması ve hakimin yirmi dört saat içinde karar vermesi düzeni göz ardı edilmemelidir. Sürenin dolması veya aksi yönde karar verilmesi halinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler bakımından derhal imha hükmü vardır. Bu özel sonuç, her hukuka aykırılık halinde bütün verilerin kendiliğinden aynı usulle imha edileceği şeklinde genellenmemelidir.

Kopyalama, yedekleme ve kopyanın verilmesi gibi güvenceler, dijital incelemenin denetlenmesine hizmet eder. Bunların somut olayda nasıl yerine getirildiği araştırılmalıdır. Belge üzerindeki eksiklikle hiç yapılmamış işlem aynı değildir. Bununla birlikte sonradan düzenlenen genel açıklama, zorunlu bir güvencenin fiilen sağlanmadığı durumu otomatik düzeltmez. Hukuki değerlendirme, ihlalin niteliğini ve ilgili hükmün amacını dikkate almalıdır.

2026 tarihli iptal kararının güncel etkisi

AYM'nin 12 Şubat 2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı, CMK 134 hükümlerini iptal etmiş; iptalin yürürlüğünü Resmi Gazete'de yayımdan itibaren dokuz ay ertelemiştir. Karar 25 Mayıs 2026'da yayımlanmıştır. Dolayısıyla 1 Ekim 2026 itibarıyla madde yürürlüktedir; iptal hükümlerinin yürürlüğe gireceği tarih 25 Şubat 2027'dir. Güncel hukuki değerlendirme bu zaman ayrımını korumalıdır.

İptal kararını bütün geçmiş dijital delillerin otomatik olarak dışlanması sonucu doğuruyormuş gibi aktarmak doğru değildir. Anayasa'nın 153. maddesi ve kararın ertelenmiş yürürlüğü dikkate alınmalıdır. Buna karşılık iptalin yürürlüğünün ertelenmesi, mevcut işlemlerde temel hak güvencelerinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Somut edinim işleminin kanuni şartları ve ölçülülüğü ayrıca incelenir. Kararın gerekçesiyle yürürlük sonucu birbirine karıştırılmamalıdır.

Dijital verilerin kapsamı, saklanması, erişimi ve ilgisiz içeriklerin korunması gibi sorunlar bu değerlendirmede önem taşır. Büyük miktarda verinin kopyalanmış olması, tamamının sınırsız süre ve amaçla kullanılabileceğini göstermez. İncelemenin sonraki aşamaları da müdahalenin parçasıdır. Gelecekte çıkarılabilecek düzenlemenin içeriği varsayılarak bugünkü işlem meşrulaştırılamaz. Hukuki dayanak işlem tarihi itibarıyla belirlenmelidir.

Rıza ve özel kişi tarafından sunulan kayıt

Kişinin bir veriyi gönüllü olarak sunması, devlet makamının zorlayıcı aramasıyla aynı işlem değildir. Ancak rızanın kimden alındığı, hangi veriyi kapsadığı ve kişinin açıklamaya yetkili olup olmadığı araştırılmalıdır. Cihazın sahibi, cihazdaki bütün üçüncü kişi haberleşmeleri üzerinde sınırsız tasarruf yetkisine sahip olmayabilir. Rıza ifadesi, özel kanuni güvencelerin yerine otomatik olarak geçirilemez. Somut müdahalenin niteliği önemlidir.

Özel kişinin hukuka aykırı yolla elde ettiği dijital kayıt da yalnız devlet görevlisi tarafından edinilmediği için serbestçe kullanılabilir hale gelmez. Hesaba izinsiz giriş, haberleşmenin ele geçirilmesi veya gizli kayıt gibi eylemler ayrı hukuki sorunlar doğurabilir. Delilin edinim yolu değerlendirilmelidir. İçeriğin suç şüphesi yaratması, yöntemin hukuka uygunluğu hakkındaki incelemeyi gereksiz kılmaz. İki mesele birbirinden ayrılmalıdır.

Kişinin kendisine yönelen eylemi belgelemek amacıyla kayıt yapması ise olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Böyle olaylar için genel ve sınırsız bir kayıt hakkı bulunduğu söylenemez. Eylemin niteliği, kayıt koşulları, başka delil elde etme imkanı ve müdahalenin kapsamı araştırılır. Somut olaydan koparılan istisna anlatıları, bütün özel haberleşmelerin gizlice kaydedilebileceği biçiminde genellenmemelidir. Hukuki değerlendirme olgulara dayanmalıdır.

Hukuka aykırılıkla teknik güvensizlik ayrımı

Bir dosyanın hash değeri bulunmaması öncelikle bütünlüğün nasıl denetlenebileceği sorusunu doğurur. Bu eksikliğin aynı zamanda kanuni usule aykırılık oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilir. Her teknik eksikliği otomatik olarak hukuka aykırı edinim saymak doğru değildir. Bunun tersi de geçerlidir: Usulün ihlal edilmesi, dosyanın teknik olarak doğru görünmesiyle ortadan kalkmaz. İki denetim kendi gerekçeleriyle yapılmalıdır.

Yanlış saat dönüşümü, hatalı kullanıcı eşleştirmesi veya eksik veri çözümlemesi delilin ispat gücünü etkileyebilir. Bu sorunlar, edinim yetkisinin bulunmamasından farklıdır. Savunma hangi itirazı ileri sürdüğünü somutlaştırdığında uygun araştırma yapılabilir. Mahkeme de yalnız “delil gerçektir” diyerek yetki itirazını veya yalnız “karar vardır” diyerek teknik hata iddiasını cevaplamış sayılmaz. Her itirazın konusu ayrı karşılanmalıdır.

Kayıtların yeniden incelenmesi teknik yorumu düzeltebilir; fakat hukuka aykırı edinimi geriye dönük meşru hale getirmez. Aynı dosyanın bilirkişiye gönderilmesi veya resmi rapora alınması, kaynağındaki hukuki sorunu temizlemez. Rapor, dayandığı veriden bağımsız yeni bir edinim işlemi gibi görülmemelidir. Delilin kaynağı ve sonraki kullanım biçimi birlikte değerlendirilmelidir. Biçim değişikliği, hukuki niteliği otomatik değiştirmez.

İtirazın somutlaştırılması ve araştırılması

Hukuka aykırılık iddiası, hangi işlemde hangi güvencenin ihlal edildiğini göstermelidir. Kararın kapsamı, işlem tarihi, erişilen hesap veya onay süresi gibi somut noktalar araştırılabilir. Bu gereklilik ispat yükünün sanığa aktarılması anlamına gelmez. İşlem belgeleri kamu makamlarının elindeyse bunların dosyaya getirtilmesi gerekebilir. Mahkeme, erişilemeyen belge nedeniyle somut itirazı peşinen reddetmemelidir.

İnceleme tutanağıyla karar arasında kapsam farkı bulunuyorsa, bunun nedeni açıklanmalıdır. Kararda belirli dönem yer alırken çok daha geniş verinin kullanılması örnek olabilir. Raporun yalnız sonuç bölümüne bakmak bu farkı göstermeyebilir. Edinim belgeleri ve kullanılan kaynaklar birlikte incelenmelidir. Yetki sınırının nerede aşıldığı ve hangi kaydın bu işlemden elde edildiği belirlenirse hukuki sonuç daha sağlıklı kurulabilir.

Tarafın dijital kopyaya erişememesi, hukuka aykırı edinimden ayrı bir adil yargılanma sorunu da yaratabilir. Aleyhe kullanılan verinin etkili biçimde tartışılabilmesi önemlidir. Gerekli erişim, üçüncü kişilerin haklarını koruyan yöntemlerle sağlanabilir. Ancak yalnız sonuç raporunun verilmesi her teknik itiraz için yeterli olmayabilir. Mahkeme, sınırlamanın savunma imkanına etkisini ve telafi edici usulleri somut olarak değerlendirmelidir.

Delilin reddi ve dosyadaki konumu

CMK 206/2-a uyarınca kanuna aykırı elde edilen delilin ortaya konulması reddedilir. Delilin dosyada fiziksel veya elektronik olarak bulunması, hükme esas alınabileceği anlamına gelmez. Mahkeme kullanılabilirliği ayrıca değerlendirmelidir. Dışlama kararı, içeriğin mutlaka yanlış olduğunu değil, ceza muhakemesinin hukuki sınırları nedeniyle değerlendirmeye alınamayacağını ifade eder. Teknik doğrulukla hukuki ret arasındaki ayrım korunmalıdır.

CMK 230/1-b, hükmün gerekçesinde kabul edilen ve reddedilen delillerin tartışılmasını; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilenlerin ayrıca gösterilmesini gerektirir. Genel bir “itirazlar yerinde görülmedi” cümlesi somut sorunu açıklamayabilir. Hangi delilin hangi nedenle dışlandığı veya neden hukuka uygun kabul edildiği anlaşılır olmalıdır. Böylece kararın dayanakları taraflar ve kanun yolu makamlarınca denetlenebilir hale gelir.

Hukuka aykırı delilin yalnız adı anılmayıp içerdiği bilgi dolaylı biçimde gerekçeye taşınması da değerlendirilmelidir. Mahkeme dışladığı kaydın sonucunu başka raporun dili üzerinden yeniden kullanmamalıdır. Hangi olgunun hangi hukuka uygun delille kanıtlandığı ayrı gösterilir. Delil dışlaması yalnız biçimsel bir işlem olarak kalmamalıdır. Kararın gerçek dayanaklarıyla yazılı gerekçesi uyumlu olmalıdır.

Sonraki deliller ve bağımsız edinim

Hukuka aykırı veriden hareketle başka delile ulaşılması karmaşık bir sorun yaratabilir. Sonraki delilin edinim yolu, önceki işlemle bağlantısı ve gerçekten bağımsız dayanağı araştırılır. Yabancı hukuk sistemlerindeki istisna adları Türk ceza muhakemesine otomatik aktarılmamalıdır. Her sonraki delilin kesin geçerli veya kesin geçersiz olduğu yönünde soyut kural kurulması da yeterli değildir. Somut bağlantı ve ilgili güvenceler gerekçelendirilmelidir.

Aynı bilginin daha sonra hukuka uygun kaynaktan elde edildiği ileri sürülüyorsa, yeni kaynağın bağımsızlığı gösterilmelidir. Önceki dosyanın yeniden adlandırılması veya başka kuruma gönderilip geri alınması bağımsız edinim değildir. Yeni işlemin kendi hukuki dayanağı, kapsamı ve verisi incelenir. Mahkeme, hukuka aykırı kaydın sağladığı bilginin kararda hangi yolla kullanıldığını denetlemelidir. Kaynak ilişkisi görünmez bırakılmamalıdır.

Bir tanığın beyanı da sırf dijital kaydın sonrasında alınmış olduğu için otomatik aynı sonuca bağlanamaz. Beyanın edinim koşulları, kişinin bağımsız bilgisi ve önceki işlemle ilişkisi araştırılır. Bu değerlendirme hukuka aykırı kaydı dolanmanın aracı haline getirilmemelidir. Deliller arasındaki ilişki somutlaştırılmalı ve her birinin hukuki niteliği ayrı gösterilmelidir. Genel etiketler, dosyaya özgü analizin yerine geçmez.

İç hukuk yasağı ve adil yargılanma denetimi

AİHM'nin adil yargılanma incelemesi, yargılamanın bütünündeki güvencelere odaklanabilir. Bu yaklaşım, Türk hukukundaki hukuka aykırı delil yasağının göz ardı edilmesine izin vermez. Ulusal mahkemenin Anayasa ve CMK hükümlerini uygulama görevi devam eder. Uluslararası denetimin ölçütleriyle iç hukukta delilin kullanılabilirliğine ilişkin kurallar birbirine karıştırılmamalıdır. Farklı inceleme düzeyleri kendi işlevlerinde değerlendirilmelidir.

Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararındaki elektronik delile erişim ve etkili itiraz sorunları, teknik verinin yargısal denetiminin önemini gösterir. Kararı bütün belirli tür kayıtların otomatik dışlanması biçiminde genellemek doğru değildir. Somut yargılama, delilin kullanılış biçimi ve savunma güvenceleri değerlendirilmiştir. Türk dosyasında da hangi kaydın hangi hukuki ve teknik sorun taşıdığı ayrı belirlenmelidir. Karar adı, olay incelemesinin yerine geçmez.

Somutlaştırılmış bir değerlendirme örneği

Varsayımsal bir dosyada bilgisayardan alınan yazışmanın arama kararındaki kapsamın dışında olduğu ileri sürülsün. İlk araştırma, yazışmanın gerçekten hangi işlemle edinildiğine yönelir. Yerel dosyada mı bulunmuştur, uzak hesaptan mı çekilmiştir, yoksa tarafça ayrıca mı sunulmuştur? Bu yollar farklı hukuki değerlendirme gerektirebilir. Dosya adının aynı olması edinim yöntemlerinin aynı olduğunu göstermez. Mahkeme, kullanılan kopyanın kökenini belirlemeden hukuka uygunluk sonucuna varmamalıdır.

Kapsam aşımı tespit edilirse ilgili kaydın kullanılabilirliği değerlendirilir; daha sonra aynı içerik hakkında düzenlenen bilirkişi raporu bu sorunu kendiliğinden gidermez. Başka bağımsız delil bulunduğu ileri sürülüyorsa onun kaynağı ve edinim koşulları ayrıca gösterilir. Böylece hukuka aykırı verinin sonuç üzerindeki etkisi görünür olur. İnceleme yalnız ilk karar belgesine veya yalnız son rapora bakılarak tamamlanamaz.

İddia doğrulanamazsa ret gerekçesi de somut olmalıdır. Hangi kararın hangi veriyi kapsadığı ve işlemin o sınırlar içinde nasıl yapıldığı açıklanır. Savunmanın ileri sürdüğü olguya cevap verilmesi, delilin kabulünü denetlenebilir kılar. Kabul veya dışlama yönündeki sonuçtan bağımsız olarak gerekçenin görevi, hukuki değerlendirmeyi dosyadaki gerçek işlemle ilişkilendirmektir.

Hükme etkisi ve kanun yolu

CMK 289/1-i, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını hukuka kesin aykırılık hali olarak düzenler. Bu nedenle delilin hükümle ilişkisi önemlidir. Dosyada bir belgenin bulunmasıyla mahkumiyetin o belgeye dayanması aynı değildir. Kararın hangi olguları hangi delillerden çıkardığı incelenmelidir. Gerekçedeki belirsizlik, hukuka aykırı verinin sonuca etkisini denetlemeyi güçleştirebilir.

Hukuka aykırı delil dışlandıktan sonra kalan deliller isnadı ispatlamaya yetmeyebilir. Böyle bir durumda suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması bakımından CMK 223/2-e değerlendirilir. Buna karşılık bağımsız ve hukuka uygun başka deliller varsa bunların gücü ayrıca tartışılır. Dışlama kararı tek başına her dosyada aynı nihai hükmü doğurmaz. Önemli olan kalan delillerin suçun unsurlarını ve kişisel sorumluluğu kanıtlayıp kanıtlamadığıdır.

Dijital delilin hukuki akıbeti, teknik raporun kesin ifadelerine bırakılmamalıdır. Edinim yetkisi, usul güvenceleri, savunmanın inceleme imkanı ve hükmün gerçek dayanakları birlikte değerlendirilir. Mahkeme her önemli itiraza, ilgili veri ve hukuk kuralıyla cevap vermelidir. Hukuka aykırı kaydın dışlanması, maddi gerçeği araştırmaktan vazgeçmek değil, bu araştırmayı ceza muhakemesinin kabul ettiği sınırlar içinde yürütmektir.

Kaynaklar

  1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, ilgili arama, bilirkişilik ve delil hükümleri.Erişim: Kaynağı aç
  2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 13, 20, 22, 36, 38 ve 153.Erişim: Kaynağı aç
  3. AYM, 12.02.2026, E.2023/128, K.2026/36; RG 25.05.2026, 33264; iptal hükümleri için dokuz aylık yürürlük ertelemesi.Erişim: Kaynağı aç
  4. AİHM Büyük Daire, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, B. No.15669/20, 26.09.2023, resmi karar özeti.Erişim: Kaynağı aç